Reklam
Tarih : 2026-09-10 18:49:43

Çelik: Terörsüz Türkiye sürecini yakından takip ediyoruz

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi.

Çelik, gündemlerindeki çeşitli konulara ilişkin takiplerinin sürdüğünü belirterek, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreçlerini yakından takip ettiklerini söyledi.

Meclis’te yüksek oyla kabul edilen yasanın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir kurul oluşturulduğunu hatırlatan Çelik, kurulun ilk toplantısını gerçekleştirdiğini ve alt komisyonların belirlendiğini ifade etti.

Çelik, “Bundan sonrasında da düzenli bir şekilde silahsızlanma, örgütün fesih ve tasfiyesi sürecine, silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar” dedi.

Bu kapsamda Iraklı muhataplarla yoğun bir mesai yürütüldüğünü belirten Çelik, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreçlerinin iç içe olduğunu söyledi.

Suriye’de Beşşar Esad rejiminin sona ermesinin ardından ortaya çıkan tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, Suriye’nin güneyindeki ayrılıkçı yapılanmaya da değindi.

Çelik, daha önce Suriye’deki yapının feshedilmesi ve silahlı unsurlarının terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılarak Suriye’ye entegre edilmesi gerektiğini ifade ettiklerini hatırlattı.

“Şu anda sadece feshedildi, onun da entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam ediyoruz” diyen Çelik, önemli olanın fesih ve entegrasyon süreçlerinin yalnızca teoride kalmaması ve sahada gerçekleşmesi olduğunu belirtti.

Çelik, sürecin bölgede yaşayan farklı etnik ve dini grupların geleceği açısından önem taşıdığını belirterek, “Türkmen, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Dürzi, Ezidi hangi etnik gruptan ya da dini gruptan olursa olsun hepsinin geleceği için son derece kıymetli süreçlerdir bunlar” ifadelerini kullandı.

Çelik, etnik veya dini gruplar adına ayrılıkçılık peşinde koşan ve bulundukları ülkeleri istikrarsızlaştırmaya çalışan yapılara karşı kapsayıcı bir yaklaşım gerektiğini savundu.

Bu noktada kullanılan dilin önemine dikkat çeken Çelik, “Herkesin makul bir dil kullanması gerekir. Burada da aslında çok basit bir ölçü vardır. Kullandığınız dil ve siyaset çerçevesinde başkalarıyla köprü mü kuruyor, duvar mı örüyor?” diye konuştu.

Çelik, meşru odakların muhatap alınması ve kendisini mağdur, dışlanmış veya ötekileştirilmiş hisseden insanlarla daha fazla köprü kurulması gerektiğini belirterek, “Eğer kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde hareket ederken daha çok köprü kuruyorsa doğru bir dildir ve bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu dildir” dedi.

Doğru şeylerin yanlış bir üslupla aktarılmasının da doğru sonuçlar doğurmayacağını ifade eden Çelik, aşırılık üzerinden duvarlar inşa edilmesinin herhangi bir etnik veya dini gruba fayda sağlamayacağını savundu.

Çelik, “Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir, kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir. Bunun yanı sıra tabii ki kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması önemlidir” ifadelerini kullandı.

Siyasetin yalnızca söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini belirten Çelik, kullanılan dilin somut bir siyasi gerçeklikle desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Çelik, “Marjinal ajandalar yerine daha büyük ufuklara bakabilmek, daha kapsayıcı bir gelecek ufku üzerine konuşabilmek önemlidir” dedi.

Gündeme getirilen konuların geleceğe nasıl bir etki yapacağının değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çelik, “Gerçekten konuşulan şeyler geleceğin daha iyi olmasına mı hizmet ediyor yoksa geleceğe dönük olarak birtakım kaldıraçlar vasıtasıyla yeni provokasyonların, toksik birtakım süreçlerin, yeni travmaların yaratılmasına mı yol açıyor, buna iyi bakmak gerekir” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Kullanılan dilin, üretilen siyasetin, durulan yerin toplamda herkes için daha çok oksijen üretmesi lazım, toksik yapıdan herkesi daha çok uzak tutması lazım” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nı da yakından takip etmeye devam ettiklerini belirten Çelik, savaşın uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönüştüğünü söyledi.

Çelik, “Maalesef bir sürü masa kurma girişiminden sonra gelinen noktada Rusya-Ukrayna Savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür ve bir döngü içerisinde günlük taktiksel kazanımlarla iki tarafın da birbirini yoğun bir şekilde yıprattığı bir hale gelmiştir” dedi.

Savaşın seyrini değiştirecek gelişmeler yaşanmamasına rağmen taktiksel kazanımlar üzerinden çatışmaların sürdüğünü belirten Çelik, bunun öncelikle insan hayatı açısından olumsuz olduğunu ifade etti.

Savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimaline ve NATO ile Avrupa Birliği çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara dikkat çeken Çelik, daha ileri düzeyde silahların kullanılmasına ilişkin tartışmaların da bulunduğunu söyledi.

Karadeniz’deki durumun son derece sakıncalı hale geldiğini belirten Çelik, “Karadeniz’de sivil Türk gemilerinin hedef alınmasının da son derece reddedilmesi gereken bir durum olduğunu ifade ediyoruz” dedi.

Çelik, bugüne kadar Rusya kaynaklı 8, Ukrayna kaynaklı 35 Türk işletmesine ait geminin hedef alındığını belirterek, Türkiye’nin bu konudaki uyarılarını ve hassasiyetlerini sürdüreceğini ifade etti.

Savaşın sona erdirilmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, “Kısır döngünün bir an evvel sona ermesi, İstanbul’da bir barış masası kurularak muhakkak surette artık bir sonuca varılması gerekmektedir” diye konuştu.

Dünyanın aynı anda birden fazla bölgesinde savaşların yaşandığı bir dönemden geçildiğini belirten Çelik, bu durumun tedarik zincirlerinden küresel ve bölgesel barışa kadar birçok alanı olumsuz etkilediğini söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik saldırısının ardından bir barış zemini kurulamadığını ifade eden Çelik, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın barış için bir umut olarak değerlendirildiğini ancak bölgedeki çatışmalar nedeniyle işlevsiz kaldığını savundu.

Çelik, İran’a daha fazla ekonomik yaptırım uygulanmasının ve İran’daki rejimin İsrail’in gündemi doğrultusunda hedef alınmasının sonuç getirmeyeceğini ileri sürdü.

“Daha uzun süreli bir savaş dünyanın her tarafını etkileyecek. Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının ve Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalı ve gergin durumun dünyanın her tarafına daha yoğun bir şekilde sıçrayan sonuçları olacaktır” diyen Çelik, çözümün savaşın yoğunlaştırılması olmadığını belirtti.

Çelik, “Bunun yolu savaşı yoğunlaştırmak, İsrail’in ajandası doğrultusunda İran’a daha çok saldırmak değil, tam tersine bir an evvel barışın sağlanacağı bir ortamın tesis edilmesine çalışmaktır” ifadelerini kullandı.

Bölgedeki gelişmelerin temelinde İsrail hükümetinin saldırgan politikalarının bulunduğunu savunan Çelik, Lübnan, Suriye ve İran başta olmak üzere bölgedeki gelişmelerin İsrail hükümetinin politikalarıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

Çelik, “Bugün Lübnan’da, Suriye’de, İran’da ve diğer alanlardaki bu ortaya çıkan tablo, Netanyahu hükümetinin saldırganlığı ve soykırımcı politikalarının neticesi olarak ortaya çıkmıştır” dedi.

İsrail tarafından ilan edilen yeni yerleşim yerlerinin iki devletli çözümü zorlaştırdığını savunan Çelik, İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinden İsrail’in politikalarına yönelik açıklamalar geldiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’in politikalarına ilişkin geçmişte yaptığı açıklamalara da değinen Çelik, uluslararası kamuoyunda benzer değerlendirmelerin arttığını söyledi.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilere yönelik değerlendirmelerde bulunan Çelik, meselenin yalnızca iki ülke arasındaki gerilim üzerinden ele alınmaması gerektiğini savundu.

Çelik, “Bazen bize böyle soruyorlar, Türkiye-İsrail arasında bir gerilim var mı, bu gerilim nereye evrilir diye. Sorun Türkiye-İsrail arasındaki gerilim değildir. Sorun, İsrail’in dünyanın tamamıyla neredeyse arasında yaşadığı genel gerilim, İsrail’in de Netanyahu hükümetinin bölgenin tamamıyla yaşadığı çatışmacı, gerilimci ve soykırımcı politikalardır” ifadelerini kullandı.

Çelik, sorunun İsrail’in uluslararası hukuk ve kurallara dayalı düzenin temellerine yönelik politikaları olduğunu belirterek, “Dolayısıyla karşı karşıya olan şey, bütün uluslararası sistem açısından, demokrasi açısından, hukuk devleti açısından, insanlığın elde ettiği bütün kazanımların tehdit edildiği fanatik bir grupla ve soykırımcı şebeke ile karşı karşıya” dedi.

İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşimlerine ilişkin kullanılan terminolojiyi de eleştiren Çelik, “yerleşimci” ifadesinin kullanılmaması gerektiğini savundu.

Çelik, “Sürekli olarak bu yerleşimci ya da yerleşim yerleri diye birtakım ifadeler kullanılıyor. Daha önce de ifade ettim bunu, bunlara yerleşimci denmesi bunu masumlaştıran bir şey” dedi.

İsrail’in Filistin topraklarındaki faaliyetlerini “işgal” ve “hırsızlık” olarak nitelendiren Çelik, kullanılan dilin değiştirilmesi gerektiğini ifade etti.

İsrail’in sınırlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in 1948’den bu yana değişen sınırlarına ilişkin yaptığı açıklamalara atıfta bulundu.

Çelik, “Bugün İsrail’in sınırlarının neresi olduğunu bilen yok. İsrail bu belirsizlik üzerinden işgal politikasını, yerleşimci adı altında da hırsızlık politikasını sürdürmeye devam ediyor” diye konuştu.

İsrail’in bölgedeki politikalarının yalnızca Filistin meselesi veya bölge ülkeleriyle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Çelik, uluslararası toplumun ve insanlığın ortak değerlerinin korunması gerektiğini söyledi.

Çelik, “Bu bir ülkenin meselesi, iki ülkenin meselesi ya da sadece bölge ülkelerinin meselesi değil. İnsanlık İttifakı dediğimiz bu değer kümesini savunan bütün insanların meselesi olarak ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 burchaber.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.