Reklam
Tarih : 2026-07-28 15:10:04

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Deprem fırsatçıları adalete hesap veriyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

"Aziz milletim, akademi, medya ve iletişim camiamızın kıymetli mensupları, sivil toplum kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, saygıdeğer misafirler; hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

"Türkiye Yüzyılı İletişimin Yüzyılı" temasıyla düzenlenen İkinci İletişim Şurası'nın açılışında sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin şahsında akademisyenlerimizden sahada ter döken basın mensuplarımıza, sektöre değer katan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Başta İsrail tarafından Gazze'de şehit edilenler olmak üzere, idealistçe ve fedakarca yürüttükleri çalışmaları sırasında hayatını kaybeden medya mensuplarını rahmetle yad ediyorum. Bu önemli toplantının ülkemiz, milletimiz ve iletişim dünyamız için hayırlara vesile olmasını canıgönülden temenni ediyorum.

İletişim Başkanlığımızı, Sayın Başkan ve ekibini; aynı şekilde kurumumuzun geçmiş dönemde görev yapan tüm yöneticilerini bu anlamlı program vesilesiyle tebrik ediyorum. İki gün sürecek şuramıza bilgileriyle, tecrübeleriyle, görüş ve önerileriyle katkı sunacak kurum ve kuruluşlarımıza, üniversitelerimize, yönetici ve hocalarımıza şimdiden ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum.

İletişim Şuramızın ilki, bundan 23 yıl önce, 2003 senesinde yapılmış; internetin yaygınlaşmasına paralel olarak medyanın yeniden yapılandığı bir dönemde verimli tartışmalara zemin oluşturmuştu. Esasında uzun süredir sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirecek, değişen şartlar karşısında iletişim ekosistemine yeni bir ufuk çizecek kapsamlı bir toplantıya ihtiyaç duyuluyordu.

Bu anlayışla geçen sene şuranın hazırlık çalışmalarını başlattık. Bir buçuk yıllık süre zarfında gerek çalıştaylarla gerekse diğer etkinliklerle yoğun bir mesai takvimi dahilinde çalışmaları tekemmül ettirdik.

Kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, medya ve sivil toplum kuruluşlarımız, özel sektörümüz; kısacası iletişim camiasının aktörlerinin tamamı bu süreçte aktif roller üstlendi. Her biri alanında uzman 425 kıymetli isim, 16 ayrı çalışma grubunda büyük bir özveriyle çalışarak güncel meselelere yeni ve etkili çözüm önerileri getirdi.

Kamu diplomasisinden yapay zekaya, dezenformasyonla mücadeleden afet ve kriz iletişimine, haber üretimi, iletişim hukuku ve dijital platformlar gibi iletişim alanındaki alt başlıkların tamamının ele alındığı bu oturumları son derece kıymetli bulduğumu burada vurgulamak istiyorum. Özgün ve yenilikçi fikirleriyle şuranın içeriğini zenginleştiren, ufkumuzu ve muhayyilemizi genişleten genç kardeşlerime bilhassa şükranlarımı sunuyorum.

Şuranın gerek zengin katılımcı profili gerekse güçlü muhtevası itibarıyla, eksikliğini çokça hissettiğimiz bir alanda önemli bir boşluğu dolduracağına yürekten inanıyorum.

Ortak aklın ürünü olan buradaki tespitler, raporlar, tebliğler ve yarın yayımlanacak sonuç bildirgesi, öyle ümit ediyorum ki Türkiye'nin gelecek vizyonunu şekillendirecek; ülkemizin ulusal ve uluslararası iletişim kapasitesini inşallah daha da güçlendirecektir.

Değerli arkadaşlar, öncelikle bir hususun altını çizmek isterim. İletişim bilimlerinde sıkça atıf yapılan şu sözü herhalde en iyi sizler biliyorsunuz: "Araç, mesajın kendisidir." Bakınız bugün, bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar hızlandığı, kolaylaştığı, yaygınlaştığı dinamik bir dönemin içindeyiz.

Uydu ve haberleşme teknolojilerinde neredeyse her gün yeni bir gelişme, yeni bir ilerleme kaydediliyor. Dünyanın bir ucunda meydana gelen herhangi bir hadise dakikalar, hatta saniyeler içerisinde milyarlarca insana ulaşıyor.

Yeni medya araçları ve dijital platformlar bilginin üretim ve ulaşım hızını çok önemli ölçüde artırmış durumda. Eskiden saatlerimizi, günlerimizi, haftalarımızı alan işler artık yalnızca dakikalar içerisinde tek bir tuş veya komutla halledilebiliyor. Özellikle yapay zekâ modellerinin devreye girmesiyle eğitimden medyaya, ulaşımdan ticarete, sağlıktan tarıma her alanda bu teknolojilerin sağladığı avantajlardan azami surette istifade ediyoruz.

Fakat az önce ifade ettiğim "araç" ve "mesaj" bahsi tam da burada giderek büyüyen bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor. Merkezinde bilgi ve enformasyonun yer aldığı bu teknolojiler, aynı zamanda bizim düşünme ve olayları ele alma biçimlerimizi de etkiliyor. Bilhassa sosyal medya mecraları, hangi konunun üzerinde ne kadar duracağımızı, meseleye nereden ve nasıl yaklaşacağımızı, çoğu zaman hangi tepkilerin verileceğini ciddi oranda belirlemektedir.

Hatta bunlar sadece bugünü değil, geçmişi de tahrif etmekte; muhayyel bir tarih, cansız, ruhsuz, derinliksiz bir kimlik inşa etmektedir. Dolayısıyla bu yeni vasat, bireysel plandan toplumsal ölçeğe, psikolojik ve sosyolojik tesirleriyle hem değerlerimizi hem de kültürümüzü tahrip etme riski taşımaktadır.

Sizlerin de çok iyi bildiği gibi günümüzde olgu ve algı arasındaki makas giderek açılırken, kitleler "algoritma faşizmi" denilen bir cendereye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte en fazla zarar gören kavram ise hiç şüphesiz hakikat oluyor.

Oysa iletişimin temel amacı; doğru ve güvenilir bilgiyi muhatabına en kısa yoldan ve en kısa sürede ulaştırmaktır. Dezenformasyon ve manipülasyonun mebzul miktarda yer aldığı yeni iletişim ortamı, bilgiyi güç olmaktan çıkarıp ona yeni bir elbise giydirerek güçsüzlüğün kaynağı haline getiriyor.

Şimdi bakınız değerli dostlarım, biz bu acı gerçekle özellikle Covid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde hem çok yakından yüzleştik. O süreçte hem içeriden hem de dışarıdan çok yoğun iletişim saldırısına muhatap olduk. Yalan haberlerden provokasyonlara, karalama kampanyalarından beşinci kol faaliyetleri ve algı oyunlarına uzanan geniş bir alanda son derece sinsi operasyonlarla karşılaştık.

Milletimizin iyi niyeti açıkça istismar edildi. Resmi kurumlarımız iftiralarla töhmet altında bırakıldı. Halkımızı paniğe sürüklemeye dönük tezviratlar üretildi. Haftalar boyunca canları pahasına sahada görev yapan personellerimizin emeği, mücadelesi, fedakarlıkları yok sayıldı. Sırf hükümeti yıpratmak adına, siyasi iradeye zarar vermek adına her türlü ahlaksızlık sergilenerek devlet ile millet karşı karşıya getirilmeye çalışıldı.

Yine bu süreçte, sosyal medya fenomeni, sanatçısı, oyuncusu, gazetecisi, siyasetçisiyle çok farklı kesimlerin yıpratma savaşına dahil olduğunu, adeta aynı merkezden düğmeye basılmışçasına topa girdiğini gördük.

Devlet olarak bir taraftan tüm imkanlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken, diğer taraftan da bu çevrelerce köpürtülen dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kaldık. Son haftalarda ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 53 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşandığını, hangi oyunların çevrildiğini, devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini, deprem bölgesine ayak basmamış terbiye yoksunu tiplerin nasıl hariçten gazel okuduklarını hepimize çok net biçimde gösteriyor.

Kimlerin kimlerle, hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.

Bir defa şunun bilinmesini isterim: Sui misalin emsal olmaması için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız, bundan son derece kararlıyız. Ucu nereye varırsa varsın, bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkanları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.

Şurası da çok önemlidir: Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Çünkü günümüzde dezenformasyon yanlış bilgi yaymanın ötesine geçmiş, bizatihi toplumların birlik ve güven duygusunu zayıflatan, demokrasileri tehdit eden asimetrik bir unsura dönüşmüştür. Dezenformasyonla mücadelemizi bu anlayışla, meselenin taşıdığı hayati önem doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.

Çok değerli dostlarım, şu gerçeğin inanıyorum ki hepimiz gayet farkındayız. Askeri anlamda ne kadar güçlü ne kadar caydırıcı olursanız olun; aile ve toplum yapınız ne kadar köklü, kurumlarınız ne kadar sağlam, doğal kaynaklarınız ne kadar zengin olursa olsun; ekonominiz ne denli dirençli, tarım ve sanayiniz ne ölçüde gelişmiş olursa olsun, eğer hakikati tam anlamıyla ve tüm yönleriyle muhafaza edemiyorsanız müreffeh ve huzurlu bir geleceği inşa edemezsiniz. Yalanın hızla yayıldığı, mazlumların sesinin yeterince duyulmadığı bir dünyada hakikat mücadelesinin önemi daha da artmaktadır.

İşte bu yüzden dijital egemenliğimizi temin ve tahkim etmek bizim birinci önceliğimizdir. Güçlü ve güvenli bir iletişim altyapısı ise dijital egemenliğin en kritik enstrümanlarından biridir. İletişim vizyonumuzu tüm unsurlarıyla hayata geçirmemiz bu yönüyle önemlidir. İletişimi yalnızca teknoloji parantezinde ele almak içinde bulunduğumuz bu çağda mümkün değildir.

Kamu diplomasisinden ekonomik büyümeye, kriz ve afet yönetiminden verdiğimiz mesajların dünya kamuoyuna doğru bir şekilde aktarılmasına kadar iletişim çok geniş bir alanı kapsıyor. Bunun için iletişimin bütün imkan ve araçlarını en etkili surette kullanmak, gerek geleneksel medyada gerekse dijital alanda güçlü bir varlık göstermek mecburiyetindeyiz.

Burada şu noktaya da dikkatinizi çekmek isterim: İletişimde başarıyı sadece görünürlükle sınırlamak doğru değildir. Asıl başarı; görünür olurken insan onurundan, özellikle mahremiyetten, özellikle hakikatten ödün vermemektir. Mahremiyetin aşındığı çağımızda hakikati, mahremiyeti ve toplumsal güveni koruyan bir dijital iletişim ekosistemi inşa etmek temel hedefimizdir.

İnsanı ve insani değerleri yok saymayan, hak ve hakikati esas alan, teknolojiyi doğru kullanan, medeniyet değerlerimizden beslenen bir anlayışla kendi iletişim modelimizi biçimlendirmeye devam ediyoruz. Halihazırda sadece kendi uydularımız üzerinden 5 milyar insana ulaşma imkanına sahibiz.

Kimlik ve kültürümüzü yansıtan, tarihimizi ve milli değerlerimizi ekranlara taşıyan film, dizi ve belgesellerimiz dünyanın dört bir yanında büyük bir beğeniyle izleniyor. Artık uluslararası kamuoyu Türkiye'yi yalnızca başkalarının kaleme aldığı metinlerden veya tamamen karalama amaçlı çekilmiş sinema filmlerinden değil; kendi kültürümüzü ve gerçekliğimizi yansıtan filmlerden, dizilerden, belgesellerden, dijital platformlardan ve kültürel faaliyetlerden tanıyor.

Bu, ülkemizin yumuşak gücünü artıran, milletimizin birikimini ve değerlerini dünyaya taşıyan, bizi anlatan son derece kıymetli bir kazanımdır. Bu kazanımı daha da büyütmekte kararlıyız.

Burada şunu da ifade etmek durumundayım. Türkiye Yüzyılı'nı inşa ederken aynı zamanda medeniyet değerlerimizden beslenen bir hikâyeyi, köklü bir hafızayı, geleceğe yön veren güçlü bir vizyonu da hayata geçiriyoruz. Sizlerin katkılarıyla bu vizyonu daha da ileriye taşıyacağımıza, büyüyen ve güçlenen Türkiye'nin hikayesini çok daha güçlü şekilde duyuracağımıza yürekten inanıyorum.

İletişim Başkanlığımızın stratejik iletişimden halkla ilişkilere, radyo ve televizyondan sinemaya, dezenformasyonla mücadeleden sosyal medya ve yapay zekaya, yerel medyadan kamu diplomasisine kadar iletişim sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getirdiği şurayı bu hedefe giden yolda atılmış çok anlamlı bir adım olarak görüyorum.

Bu düşüncelerle İkinci İletişim Şurası'nın bir kez daha ülkemiz, milletimiz ve sektörün tüm paydaşları için hayırlara vesile olmasını diliyor; programda emeği geçenler başta olmak üzere fikir, tespit, tenkit ve değerlendirmeleriyle şuraya katkı sunan ve sunacak olan tüm kardeşlerime, tüm katılımcılara, uzmanlarımıza tekrar teşekkür ediyorum.

Şura neticesinde son şeklini alacak belgelerin iletişim vizyonumuza yeni bir boyut kazandırmasını temenni ediyor, hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla."

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 burchaber.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.